Yerelde kadın gazeteci olmak: Sürekli bir mücadele hali

Mersin yerelinde çalışan kadın gazeteciler, sırf kadın oluşlarından dolayı maruz kaldıkları cinsiyetçilik, mobbing ve ayrımcılıklara karşı pes etmeyeceklerini; hayatın her alanında mücadele ettikleri gibi erkek egemen bir meslek grubu olan gazetecilikte de bu mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ettiler.

Haber: Fatoş Sarıkaya

Kadınlar, her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de ayrımcılık ve ikincilleştirilmeye maruz kalıyor. Gazetecilik mesleğini yapmaya çalışan kadınlar şiddet, taciz, mobbing, nefret dili, küçümsenme, ekonomik eşitsizlik, cam tavan sendromu ve cinsiyetçilik gibi bir çok sorunla karşı karşıya kalıyor. Bu gibi sorunlardan ötürü meslekten uzaklaşan kadınların sayısı oldukça fazla. Basın İlan Kurumu’nun 2020 verilerine göre çalışan kadın gazeteci sayısı sadece yüzde 32’lik bir dilimi kapsıyor. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününde, Mersin yerelinde çalışan ve ‘erkek mesleği’ olarak görülen gazetecilikte kendi var oluşlarını, eşitliği sağlamaya çalışan kadın gazeteciler, kadın gazeteci olma deneyimlerini anlattılar.

Seren Sabuncu- İmece Gazetesi: Her sektörde olduğu gibi basında da çoğunluğun erkeklerden oluştuğu-oluşturulduğu gözle görülebilen bir gerçektir. Önemli olanın nicelik değil nitelik olduğunu düşünmekle kalmıyor öyle olduğunu biliyorum/biliyoruz. Medya sektöründe de biz kadınlar ciddi hak ihlallerine maruz kaldığımız gibi toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle de karşı karşıya kalıyoruz.
Yerel basında kadınların konumlandırıldığı yer genel olarak ‘masa başı’ iş oluyor. Kadınların sahada olmasına engel olan zihniyetin çok geçmiş tarihten ve hep en tepeden geldiğini düşünüyorum. Ofis içerisine hapseden, ofiste de birçok baskı altında çalışan kadınlar her alanda kafese sıkıştırılmış vaziyette. Sahada olunca arka plandasındır, ofiste ise erkek hegemonyasının pençesi altındasındır!
Bu mesleğin diğer mesleklerde de olduğu bir ‘kadın gözüne’ ihtiyacı var. Biz kadınlar, zorlu koşulların olduğu ve sorumluluğun çok fazla olduğu bu sektörde olmaya devam edeceğiz. Bu mesleğe kendini gerçek anlamda adayan, emek veren herkesin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarım.

Ayşenur Önal- Haberci Gazetesi: Mersin Üniversitesinde gazetecilik öğrencisiyim. Yaklaşık dört yıldır sahada çalışıyorum. İlk yıllarımda Mersin Üniversitesinde çalışıyordum. Bir kadın öğrenci olarak orada çalışmak, sahada çalışmaktan daha zordu benim için. Çünkü insanlar beni ciddiye almıyordu. Boynumda kamera ‘Al hevesini git’ gözüyle bakıyorlardı. Sanki bir kadın bunu kendine hedef olarak koyamaz, bu mesleği yapmak için çabalayamaz gibi davranıyorlardı. Üniversitenin ilk yıllarında böyle bir hevesim varmış, hevesimi alınca üniversiteyi bitirip evlenecekmişim gibi bir tepkileri vardı çoğunlukla. Son bir senedir de Haberci gazetesinde çalışıyorum. Burada çoğu zaman sahada görev alıyorum. Bir kadın olarak sahada erkeklere göre çok fazla problemlerle karşılaşıyorum. Özellikle basın açıklamalarını, eylemleri, kalabalık olan etkinlikleri takip ettiğimde erkek meslektaşlarımdan tepkiler alabiliyorum. Ne zaman ki fotoğraf çekmek için öne doğru geçmeye çalışsam “Bir çekil ya, hep böylesin” şeklinde tepkiler alıyorum. İlk defa yapmış olsam da sanki sürekli aynı şeyi yapıyormuşum gibi davranılıyor. Sürekli sen hatalar yapıyorsun, sen hatalısın, senin direkt sahada olman da bir hata! Kendi aralarında anlaştıkları bir dil var ve o erkek diline dahil olmak zorunda kalıyorsun. Bir kadın olarak sahada kadın gibi çalışmanı imkansızlaştırıyorlar. Bir erkeğe erkek gibi davranarak bu alanda yer edinme şansı oluyor çoğunlukla. Öte yandan elbise, etek giydiğimde, fazla makyaj yaptığımda “Ne bu böyle bugün çok süslenmişsin, sevgilin mi var” gibi sözlere maruz kalıyorum. Bunun dışında bir erkeğin yapabileceği her türlü işi yapıyor, çok sık inisiyatif almaya çalışıyorum. Çünkü bir erkeğin yapabileceğini ben de çok rahat yapabilirim. Sırtımda kocaman iki tane lensi olan kamera taşıdığım da oldu, çok büyük kameralar ve tripodları da taşıyıp haberden habere gittiğim de oldu. Kimse bana dönüp de yapamadın diyemez, yaptım çünkü. Canlı yayına sadece erkekler gidebilir, kadınlar için çok zordur, malzemeler ağırdır diye bir şeyi kabul etmiyorum. Zaten yapabiliyoruz da. Sadece kadınların yapabileceğine inanmadıkları için fırsat verilmiyor. Çok ısrar ettiğimde “zaten yapamayacaksın, hadi al bir dene” diye oyuncak verir gibi davranıyorlar. Bu mesleği aslında biraz da şu şekilde ele alıyorlar: Kadınlar bir süre heves eder gazeteciliğe, heveslerini gidermeye çalışırlar sonra da bu işleri erkekler devam ettirir. Kadınlar da o hevesi aldıktan sonra halk ve ilişkilere yönelir ya da ofiste yapılacak bir işe yönelir. Sahada devam etmez çünkü kadın sahada sıkılır, yorulur, yapamaz. Gazeteciliğin ‘erkek mesleği’ olduğunu düşünüyorlar. Aslında tüm bu saydıklarım mobbinge giriyor. Bunların bizi meslekten soğutma çabası olduğunu düşünüyorum. Ancak tüm bu yıpratıcı durumlara rağmen ben varım ve bu alanda var olamaya devam edeceğim. Uygulanan sansürler, mobbigler, sahadan uzaklaştırma çabaları… Tüm bunlara karşı direneceğim ve sonuna kadar mücadele edeceğim. Kendime bir alan açacağım ve kendine alan açmaya çalışan gazeteci kadınların kesinlikle yanında olacağım. Çünkü biliyorum ki ben pes edersem benden sonrakiler de pes edecek. Pes edilmemesinin gerektiğini düşünüyorum ve bunun içinde savaşmanın çok değerli olduğuna inanıyorum.

Esra Şasi Yağmur- Mersin Yaşam Gazetesi: Günümüzde kadın gazeteciler daha zor şartlar altında çalışıyor. Bunun nedeni ise bu mesleğin sadece erkeklerin yapabileceği bir meslek olarak görüldüğü için. Kadın gazeteci, yönetici, muhabir, editör ve yazar sayısı yerelde çok az. Sahada çalışan bir muhabir olarak bunu çok net görebiliyorum. Biz kadınlar gazetecilik mesleğinde de ötekileştiriliyoruz. İş başvurusunda patronlar önceliği erkek muhabirlere veriyor, kadın gazetecinin bu mesleği yapamayacağını düşünüyorlar sanırım. 2007 yılından bu yana mesleğin içindeyim. Muhabir olarak başladığım mesleğe bir dönem sayfa sekreteri olarak devam ettim. Tabi meslekte öyle çok uçuk maaşlar almıyoruz. Ya asgari ücret ya da onun altındaki ücretlere mahkumuz. Buna ek olarak son yıllarda İşkur üzerinden gazetelerde muhabirler çalışıyor. Yani patronlara çok bir maliyeti olmuyor. Bu durum biz gazetecileri her ne kadar rahatsız etse de iş bulamama gerçeği ile karşı karşıya kaldığımız için kabulleniyoruz maalesef. Kadın gazeteciler için bu iki katı sorun teşkil ediyor. Kadınsanız, hele bir de anneyseniz mesleği devam ettirme şansınız daha çok düşüyor. Üniversiteden mezun olup, bu mesleğe idealleri ile başlayıp da mesleği bırakan çok kadın gazeteci var. Bunun sebebi az maaş, gelecek kaygısı ve iş bulamamak. Kadın gazeteciler bu sebeplerden dolayı ya meslekten kopuyor ya da resmi kurumların basın birimlerinde çalışmak zorunda kalıyor. Bugün sahada çalışan kadın gazeteci sayısı çok az olduğu gibi gazeteci örgütlerinde de çok az yer alıyorlar. Bu mesleğin sadece erkek bakış açısı ile yapılıyor olabileceğinin algısı kırılmadığı sürece kadın gazetecilerin sayısını arttıramayız.

Sevcan Akgül- Hakimiyet Gazetesi: Her alanda olduğu gibi gazetecilik alanında da ne yazık ki geri plana atılıyoruz kadınlar olarak. Bazen görmezden geliyorlar bizi, bazen de hiçe sayıyorlar. Bunu yerel medyada daha fazla yaşıyoruz ne yazık ki. Fazla mesai saatleri, fazla iş yükü buna eklenince daha daha da zorlaşıyor durumlar. Karşı cins meslektaşlarımızın olduğu basın açıklamalarında çoğu zaman dikkat bile çekmediğimiz oluyor. Çünkü kadının ne yazık ki gazetecilikte de adı yok. ‘Kadınsın oraya gidemezsin, kadınsın çünkü o haberi yapamazsın’ mantığı devam ettikçe bu durum da devam edecek. Fazla iş yüküyle karşı karşıya kalıyoruz. Gazete sahiplerinin sermayesinin olmaması, gelirlerinin az olması az muhabir çalıştırması demek oluyor. Böyle olunca birden fazla işi yapmak zorunda kalıyoruz. İş böyle olunca da gözden kaçırdığın, hata yaptığın şeyler de kaçınılmaz oluyor. Böyle olunca editöryal olarak bir baskıyla karşı karşıya geliyorsun. Mersin’de kadın gazeteciler olarak sayımız oldukça az. Aslında bu yerel olarak bir sorun da değil ulusal olarak genel bakımdan kadın gazeteciler oldukça az. Bunun nedeni belki bir özgüven eksikliği ama genel nedeni bana göre gazete sahiplerinin ‘kadın gazeteci’ tercih etmemesi. Bu da az önce değindiğim konuyla bağlantılı. Biz kadınlar, gayet de erkeklerin girip çıktığı yerlere girebiliriz, çok güzel haberler de yapabiliriz. Önümüze engel konulmadığı sürece tabii. Basın İlan Kurumu’nun 2020 verilerine göre yazılı basında çalışan fikir işçilerinin yalnızca yüzde 32’si kadın. Bu da düşüncemi kanıtlar nitelikte bir bilgi ne yazık ki. Bir diğer konu da yaptığımız iş ile aldığımız maaşın örtüşmemesi. Birden fazla iş yapıyorsun, fazla mesai saati içinde yapıyorsun bu işleri. Ama aldığın maaş senin çoğu ihtiyaçlarını karşılayamıyor bile. Bir de ‘ötekileştirme’ ile karşı karşıya kalıyorsun üstelik. Yerel medya gelirlerinin büyük çoğunluğunu resmi ilanların oluşturması, siyasi, ekonomik yerel aktörlerle kurulan ticari ilişkiler yerel medya kurum ve gazetecilerinin haber üretim süreçlerini de dış baskılara açık hale getiriyor. Yerel gazetelerin çoğu karşılıklı menfaat ve reklam üzerine kurulu. Bu da seni iş insanlarına karşı bazen boyun eğmek zorunda bırakıyor. Mesela bir iş insanının haberini yapmıştım, başlığının puntosu küçük olduğu için haber beğenilmemişti. Bu gibi durumlar o kadar fazla ki. Bir de kadınsın ya hani, o zaman daha da eziliyorsun belki de. Ya da öyle hissediyorsun. 2 senedir gazetecilik mesleğini icra ediyorum. 2 senede karşı karşıya geldiğim izlenimler maalesef ki bu yönde. Kadınız ve çok da iyi bir şekilde her şeyin üstesinden geliriz. Hiçbir zaman, hiçbir yönden geri planda olmamalıyız. Kadınsan, her yerde haber yapabilirsin bu sana dezavantaj asla değil. Kadın gazeteciler olarak her ne kadar bir çok problemle karşı karşıya kalsak da, aslında bu meslek başlı başına bir çok zorluğu getiriyor beraberinde hem kadına hem erkeğe. En hazmetmesi ve kabul etmesi zor olan da gazetecilerin gazetecilik yaptıkları için baskılara maruz kalmaları. Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Böyle bir günde umarım fikirleri hükümete aykırı olduğu için dört duvar arasına alınmış tüm meslektaşlarım özgürlüklerine kavuşur. Umarım daha özgür, geri planda olmadığımız 10 Ocak’lar görürüz.

Paylaş

İlgili Yazılar