Şiddet, yoksulluk ve hak ihlalleri gölgesinde 2025 ‘Aile Yılı’ bilançosu

2025 yılı, Türkiye’de hükümet tarafından “Aile Yılı” ilan edildi. Hükümet tarafından yıl boyunca ardı arkası kesilmeyen söylemler, ‘kolaylaştırıcı’ yasal düzenlemelerden geriye artan kadın cinayetleri, LGBTİ+ haklarının gaspı, derinleşen yoksulluk sebebiyle şiddet sarmalından çıkamayan kadınlar kaldı.

Haber- Gamze Şimşek

“Aile Yılı” ilan edilen 2025’te kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri en yüksek artışı gösterdi. Yıl bitmeden 430 kadın öldürüldü; bu cinayetlerin yarıdan fazlası aile içinde gerçekleşti. Kadınlar, en çok ‘en yakınlarındaki’ erkekler – eşleri, babaları, erkek kardeşleri veya eski partnerleri – tarafından öldürüldü. “Aile Yılı”nda her gün ortalama en az bir kadın, çoğunlukla aile içinden bir erkek tarafından öldürülmeye devam etti. Bu gerçeklik karşısında etkin önlemler alınmadığı gibi, birçok dava yeterince soruşturulmadı ve failler cezasızlıkla cesaretlendirildi.

KADIN HAKLARINDA GERİ ADIMLAR

2025 yılı, kadın hakları açısından yalnızca fiziksel şiddetin değil, yasal ve ideolojik saldırıların da yılı oldu. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yargı paketlerinde “aile arabuluculuğu” sisteminin getirilmesi ve nafakanın süreyle sınırlandırılması gibi uygulamalar tartışmaya açıldı. Şiddet gördüğü eşinden ayrılmak isteyen kadınları tekrar aynı masaya oturtmak isteyenler, bir kez daha kadınların hak ve güvenliklerine aykırı uygulamaları hayata geçirmeye çalıştı.

LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK YENİ TEHDİTLER

“Aile değerleri” söylemi, 2025 boyunca, LGBTİ+’ların da doğrudan hedef alındığı bir baskı aracına dönüştü. İktidar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sürecinde kurduğu “aileyi koruma” dilini genişleterek LGBTİ+ varoluşunu sistematik biçimde kriminalize eden bir hatta ilerledi. Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin açıklamalarında LGBTİ+’lar toplumsal düzen için bir tehdit olarak konumlandırıldı.

Bu durumun en somut yansıması, 2025’te basına sızan 11. Yargı Paketi taslağı oldu. Taslakta, “genel ahlaka aykırılık” gibi muğlak ve yoruma açık ifadelerle LGBTİ+ kimliğini görünür kılan kişilere hapis cezası öngören düzenlemeler yer aldı. Aynı metin, transların cinsiyet uyum sürecini ağır kısıtlamalarla neredeyse imkânsız hale getirmeyi hedefleyen maddeler içerdi.  Gelen yoğun tepkiler üzerine iktidar geri adım atmak zorunda kaldı ve Meclis’e sunulan son metinden bazı ceza hükümlerinin çıkarıldı. Ancak bu girişim, “aile” ve “ahlak” söylemiyle meşrulaştırılan baskı siyasetinin boyutunu açık biçimde gösterdi.

NÜFUS VURGUSU, KADINLARIN KAMUSAL HAYATINI DARALTTI

Hükümet, “Aile Yılı”nı yalnızca 2025’e özgü sembolik bir başlık olarak değil, uzun vadeli bir nüfus ve aile yaklaşımının parçası olarak tanımladı. İktidar temsilcileri, Türkiye’nin genç nüfus avantajını kaybettiğini vurgulayarak kadınlara yönelik “en az üç çocuk” çağrılarını sıklaştırdı.

Yıl içinde gündeme gelen, üç çocuk annelerine KPSS’siz memuriyet hakkı tanınmasına yönelik öneri de bu yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri oldu. Kadın istihdamını teşvik iddiasıyla sunulan bu teklif, anneliği kamusal istihdamın ölçütü haline getirmesi nedeniyle eleştirilere yol açtı. “Aile Yılı” başlığı altında yürütülen uygulamalar, kadınları ev içi rollerle tanımlayan, bakım emeğini bir sorumluluk gibi onların omuzlarına bırakan bir tablo ortaya koydu.

KADINLARIN ŞİDDET SARMALINDAN AYRILMASI GİTTİKÇE ZORLAŞTI

2025, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle ailelerin hızla yoksullaştığı bir yıl oldu. TÜİK verilerine göre gıda ve barınma harcamaları son iki yılda hane bütçesinin en büyük kalemi haline gelirken, yoksulluk en ağır biçimde kadınları etkiledi. Kadınların istihdama katılım oranı erkeklerin çok gerisinde kalmaya devam ederken, güvencesiz ve düşük ücretli çalışma kadın yoksulluğunu derinleştirdi.

Bu tablo, erkek şiddetinden çıkışı da zorlaştırdı. Yetersiz kreş sayısı ve bakım hizmetlerinin kamusal olarak sağlanmaması da kadınların ekonomik bağımsızlığını sınırlayan başlıca faktörler arasında yer aldı. Kadınlar hem bakım emeğinin hem de yoksulluğun yükünü taşırken, şiddet gördükleri evlerden ayrılabilecek maddi koşullara sahip olamadı.

Paylaş

İlgili Yazılar