Birbirinden güç bulan, direngenliğini omuz verdiği kadın+lardan alan bir avuç gazetecinin boyundan büyük işlere el atmasının hikayesi…
Yazı- Ayşenur Önal
AKP iktidarı gölgesinde zorlaşan mesleğini yapmak için bin bir türlü cam tavanla savaşırken; tutunacak dal ve sözlerini özgürce yazacak bir alan arayan 3-5 kadın+nın toplandığı bir çatı kurma fikri bir anda vahiy gibi inmedi hiçbirimizin aklına. Yıllarca güvencesiz ortamlarda çalışıp; taciz, mobbing, düşük ücretler ve görevimiz olmayan bir sürü işle günlerimizi geçirirken sahada gözlerimizdeki ışıltıdan tanıdık birbirimizi. Eril medyanın altında ezilmeyi göze almış meslektaşlarımıza laf anlatamamanın yorgunluğundan tanıdık birbirimizi. Başımızı dayayacak bir omuz aramanın telaşında denk geldik birbirimize.
Denk geldiğimiz ilk günlerde birimiz aylarca maaş bile alamıyor, birimiz mobbing içinde ezilip şikayet edecek yer bulamıyor, birimiz erkek egemenliği altında yıllardır debelenen bir kurumda çürüyor, birimiz ise gazeteciliğe kendini yakın bile hissetmezken kadın mücadelesini yükseltmek için sorunlarımızın ortasında buldu kendini. Günler böyle sıkıntıyla geçerken konuşa konuşa o muhteşem fikir ortaya çıktı; “Örgütlensek ya.” Nasıl olur, neler yaparız, sendikayla görüşelim, başka derneklere bakalım, cemiyete gidelim derken bir takım farklı sebeplerle bulamadığımız yolumuzu; “Dernek kuralım o zaman” diye değiştirdik.
Bir avuç kadın+ çıktığımız Kadın Gazeteciler Derneği’ni kurma yolunda kısa sürede onlarca kadın+ olduk. Saha deneyimimizden aldığımız bilgilerle kısacık sürede bir sürü iş gerçekleştirdik. Hapse atılan, suçlanan, mesleğini yapması engellenen ve en önemlisi ışıklar içinde uyusunlar katledilen meslektaşlarımız için kamuoyunu meşgul ettik. Bunlarla yetinmedik; iş yerlerinde duyduğumuz mobbing, taciz, güvencesizlik, mesleki davalar gibi konularda meslektaşlarımızla buluştuk ve neler yapabiliriz konuştuk. Elimiz nereye yetiyorsa oralara uzanmaya çalıştık. Örgütlenmemiz boyumuzu aşmış olacak ki bazı gazete patronlarını da rahatsız etmişiz, rahatsızlık vermek gururumuzdur…
Ona koş, bunu yaz, bunla ilgilen derken tabi ki yetinmeyi ve durmayı bilmediğimiz için; “Bir festival mi patlaksak Mersin’de?” sorusu etrafında toplandık bir kez daha. Günlerce süren düşünme ve tartışma aşamasından sonra -gerçekten bazı tartışmalarımızı dışardan görenler korkuyordu- en sonunda Uçan Süpürge Vakfı’yla görüşüp ilk Mersin gösterimini yapmaya karar verdik. Günlerce yapılan toplantılar, aylarca süren hazırlanma sonucunda Mersin’in en feminist film festivalini yaptık. Mersin’de başka feminist film festivali olmadığı için bu unvanı gerine gerine söylemeyi elimden kimse alamaz.
Böyle gerinerek söylememin bir nedeni de coşkulu açılışımız oldu. Herkesin büyük bir merakla geleceğini bekliyorduk ama salonun dolup taşacağını, yer bulamayanların ayakta katılım sağlayacağını, gösterimler boyunca aldığımız en büyük eleştirinin yer sıkışıklığı olacağını asla tahmin edemiyorduk. Ben derneğin pozitif tarafında kaldığım için hiç yalnız bırakılmayacağımıza emindim ama içten içe “Ya kimse gelmezse ve salonlar boş kalırsa?” sorusu beynimi yiyordu.
Hiçbir şey tahmin ettiğimiz gibi olmadı… Tıklım tıklım dolan salon, alkışlar, sloganlar eşliğinde tam kadın+ların yapabileceği bir açılış yaptık. Kendimizle nasıl gurur duyduğumuzu kelimelerle anlatmam imkânsız ama hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Harika bir işi kısa bir sürede 3-5 kadın kotarmış olmamız ve bu işin kentin en güzel festivallerinden birisi olmuş olması azımsanamayacak bir başarıydı ki en güzeli olduğunu konuştuğum yüzlerce kişi teyitledi.
Festivalin benim açımdan en unutulmaz anı ise anadili olan Kürtçe ile salonu selamlayan ve gelecek tepkilerin negatif olabileceğini düşünen Fatoş’a alkış deryası şoku gözümde hala gururlu bir damla gözyaşına neden oluyor. Protokol için yer ayırmayı tercih etmediğimiz için konuklar ayakta kalmasın diye gala boyunca köşede ayakta saatlerce dikilmek zorunda kalmamız ise duygulanıp birbirimize omuz atmamız için bir sebep oldu. Ki bu ayakta ya da kapıda kalma hallerimiz festivalin her günü salonlara sığamadığımız için devam etti.
Mesleki olarak sorunlarımızın daha da hızlanarak devam ettiği seneler birbirini kovalarken biz bu sorunların altında bizi ezmeye yemin etmişlere karşı yine birbirimize dayandık ve 2025’i de festivalsiz bırakmamak için tüm gücümüzle çalıştık. Bin bir türlü sorunla aylar süren çalışmanın sonunda Mersin’i yeniden feminist bir festival ile buluşturduk. “Barış”ın sesini yükseltmek için her gününü mücadeleye adayan benzersiz kadınların, benzersiz hikayelerini sizlerle buluşturduğumuz için duyduğumuz gururu bizlerle paylaştınız. Hepimiz iyi ki varız, yaşasın feminist mücadelemiz!
