Kadınların 2020’si nasıl geçti?

Mart ayında Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen pandemi ile birlikte dünya tarihinde uzun süre unutulmayacak denli zor bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Kadınların mücadelesi açısından baktığımızda ise bazı mihenk noktalarından geçtiğimiz oldukça açık görülüyor. Bakalım kadınların 2020’si nasıl geçmiş.

2020 yılına, 2019’un son aylarında başlayan, nafaka hakkımıza yapılan saldırılara karşı örgütlediğimiz ‘Nafaka Hakkıma Dokunma!’ kampanyası ile başlamıştık. Kadına ödenen yoksulluk nafakasının süreli hale getirilmesi ve çeşitli kriterlerle sınırlanmasına yönelik taleplerin yükselişini büyük bir kaygıyla takip eden kadınlar Nafaka Hakkı Kadın Platformunu kurdular. Platform cinsiyet eşitsizliğinin ve başta çalışma ve dinlenme hakkı olmak üzere temel haklara erişim olanaklarının cinsiyetlere göre bu kadar adaletsiz olduğu bir ortamda bu tartışmanın kadınlara karşı bir saldırı olduğunu açıkça ifade ediyordu. Nafaka tartışması her ne kadar yılsonu itibari ile gündemden düşmüş olsa da bu dönem, kadın hareketi karşıtı erkek örgütlenmelerinin ortaya çıktığı bir dönem oldu. [1] Türkiye’de ve dünyada yükselen otoriter sağcı rejimlerin ilk saldırdıkları yine kadınlar oldu. Bizler buna hiç şaşırmadık. Tam da ataerkil kapitalizm tanımımıza uygun şekilde devletlerden ve ataerkil erkeklerden gelen saldırılara karşı örgütlendiğimiz ve mücadele yürüttüğümüz bir yıl oldu.

Kadın cinayetleri olanca hızı ile hiç azalmadan devam etti. Mersin maalesef ki bu konuda Türkiye’de kadınlar için en güvensiz illerden biri. Tüm bunları yaşarken ve isyan ederken, 2020 yılında 6284 sayılı Şiddet Yasası ve İstanbul Sözleşmesi hükümete yakın gruplar tarafından tartışmaya açıldı. Hükümet yetkilileri de bu tartışmanın dozunu arttırarak devam etmesinde büyük bir rol oynadı. Artık açık açık Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi tartışılıyordu. Bizler ise ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ kampanyasını örgütleyerek mücadele hattımızı kurduk. Çünkü artık; 2012 yılında kadın örgütlerinin yoğun mücadelesi ve katkısı ile hazırlanan 6284 sayılı yasanın tam uygulanmasını, kolluk kuvvetlerinin ve devletin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini istiyorduk.  Çünkü artık; Birleşmiş Milletler tarafından 2011 yılında imzaya açılan ve Türkiye’nin de ilk imzacılarından olduğu İstanbul Sözleşmesinin bir kadın daha öldürülmeden uygulanmasını istiyorduk. Sözleşme imzacı hükümetleri cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığa karşı politikalar ve mekanizmalar üretme konusunda sorumlu tutuyordu ve bu da yapısal olan erkek şiddetinin durdurulması için hayati önem taşıyordu. Bu iki hukuki metin bizlerin yasal ve kamusal alandaki yaşam dayanaklarımızdır. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır  Kampanyası birçok koldan, birçok kadın ve LGBTİ+ örgütünün büyük çabaları ile, Türkiye’nin her yerinden kadınların sesleri ile çığ gibi büyüdü ve büyük ses getirdi. Mücadelemiz sonunda bu tartışma hükümet yetkilileri tarafından önce ‘cinsel yönelim’ içeren maddelerin tartışılması kapsamına indirgendi, sonrasında da gündemden düştü. Kadınlar hala ve ısrarla İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 Şiddet yasasının tam olarak uygulanmasını talep ediyor.

Pandemi döneminde evde kalma ve izolasyon süreçlerinde kadınların üç temel gündemi vardı. Birincisi katillerimizle aynı evde kalmak: pandeminin yalnızca ilk 1,5 ayında ev içi şiddet 3 kat artmıştı ve şiddete karşı mekanizmaların (sosyal hizmetler, sığınmaevi vb.) işleyişi ilk kapanma süreci ile sekteye uğramıştı. ‘Normalleşme’ süreci ile birlikte mekanizmaların işleyişi kısmen önceki haline dönse de artan ev içi şiddet oranları değişmedi ve bu mekanizmalar taleplere yanıt vermekte yetersiz kaldı. Kadınların ikinci gündemi ev içi adaletsiz işbölümü ve artan iş yükü oldu:  Başta çocuk bakımı olmak üzere, daha önce hane dışında çözülen birçok bakım hizmeti artık evde yapılmalıydı. Bu durum evde hiçbir şey yapmadığı için sıkılan erkekler ve artan bakım emeği, duygusal emek ve zihin yükü ile nefes dahi alamayan kadınlardan oluşan çekirdek ailelerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Kadınların üçüncü gündemi ise işsizleşme ve güvencesizleşmeydi. İşgücü piyasasında ilk işten çıkarılanlar ve güvencesiz yaşama mecbur edilenler yine kadınlar oldu. Kadın yoksulluğu arttı.[2]   

2020 boyunca dünya çapında birçok kadının, özellikle kültür-sanat alanında emek verenlerin,  kendilerini taciz eden, rızasını tanımayarak baskı altında tutan ya da tutmaya çalışan erkekleri #meeToo etiketi ile ifşa ettikleri ve kadın dayanışmasını yeniden gündeme getirdikleri zamanlara şahit olduk. #meeToo hareketi Türkiye’ye yılın son aylarına dek kısmi şekilde yansımıştı ve pek gündeme gelmemişti. Fakat yılın son aylarında özellikle edebiyat alanındaki kadınlar Hasan Ali Toptaş başta olmak üzere birçok erkeği #susmaBitsin etiketi ile ifşa etti. Bunun arkasından bir alanda kadınların beyanları geldi. Faillerin birçoğu özür dilemek ve özeleştiri vermek zorunda kaldı. Birçoğunun yayınevleri ve ilişkide oldukları kurumlarla ilişikleri kesildi. Bu süreç kadınların artık susmayacaklarını ispatladıkları ve üstü örtülü ya da açık şekilde yapılan, kadınları o an susmak zorunda bıraksa dahi, bu saldırıların sonrasında cezasız kalmayacağını erkeklerin akıllarına kazıdıkları bir kampanyaya dönüştü. Ve en nihayetinde bu yılın en akılda kalan dövizlerinden biri şu oldu: ‘UYKULARIN KAÇSIN BEN NE ZAMAN İFŞA EDECEĞİM DİYE!’

2016 yılından itibaren olağanlaştırılan OHAL koşullarına ve pandemi bahanesi ile getirilen keyfi yasaklara rağmen kadınlar hep sokaktaydı. Mersin’de 5 Ağustos’ta Pınar Gültekin’in öldürülmesinin hemen ardından yaptığımız sokak eylemi ve 18 Ağustos’ta İstanbul Sözlemesi Yaşatır Kampanyası kapsamında Türkiye’nin her yerinde eşzamanlı olarak düzenlenen yürüyüş ve eyleme katıldığımız gerekçesi ile 35 kadına yaklaşık 7 bin TL ye yakın para cezası kesildi.[3] Gösteri ve Yürüyüş Kanunu ihlali ve İl Hıfzıssıha Kurulu kararlarına aykırılık bahanesi ile verilen bu cezalar açık açık kadınların sokak eylemlerinden vazgeçmesini ve eve dönmelerini amaçlayan politik bir uygulamanın bir parçasıydıı. Bu uygulama tabii ki bizleri yıldırmadı, ilk fırsatta yine sokaktaydık ve bu kez daha da kalabalıktık.[4]  

Dünyada da şiddete ve haklarımıza karşı direniş giderek büyüdü. Kadınlar Polonya’da, İspanya’da ve daha birçok ülkede büyük yürüyüşler ve kampanyalar düzenledi. [5]

[1] Daha detaylı bilgi için; https://nafakahakkinadokunma.com/

[2] Daha detaylı bilgi için podcast; Melda Yaman ile Korona Günlerinde Ataerkil Kapitalizm ve  Kadın Emeği – Mor dayanışma, Mayıs 2020

[3] https://www.mersinhaberci.com/haber/24073/para-cezasi-ile-yilmayacaklar.html

[4] http://www.kadindanhaber.com/ne-maske-ne-de-fiziki-mesafe-kadinlarin-kiz-kardeslik-bagi-her-zamankinden-daha-guclu/

[5]Daha detaylı bilgi için makale;  https://www.5harfliler.com/2020de-dunyada-kadinlar-ve-kuirler/

Yazının buraya kadar olan kısmı ataerkinden gelen saldırılara karşı yaptıklarımız ve direnişlerimizdi. Şimdi biraz da feminist alanda neler oldu buna bakalım:

  • 2019 yazında Türkiye’deki feministlerin gündemine giren TERF (Trans-Dışlayıcı Feminizm) tartışması tüm hızı ile devam etti.[6] Kanımca, hetero-normativite, normlar ve ikili cinsiyet sistemi ekseninde yürütülen tartışmalar feminist politikanın yeni bir döneme girdiğinin göstergesi.
  • 8 Mart’ta Türkiye’de de, dünyanın birçok yerinde de kitlesel şekilde sokaktaydık. Türkiye’de kadınların sokakta olmasına, eylem yapmasına karşı yasaklar gündemdeydi. Kadınlar birçok ilde bu yasakları çeşitli şekillerde aştı. Özellikle Feminist Gece Yürüyüşleri “Gücümüz birbirimizden, gücümüz feminizmden!’ sloganı ile birçok ilde ses getirdi. [7]
  • 25 Kasım’da da çeşitli bahanelerle yasaklar karşımızdaydı. Yüne yasaklar aşıldı ve Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar pandemi ile artan ev içi erkek şiddetine karşı ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ ve ‘6284’ü Uygula!’ diyerek sokaklara döküldü.
  • Pandeminin bize öğrettikleri feminist alanda da çeşitli tartışmaları alevlendirdi. Duygusal emek, Zihin yükü, esnek çalışma ve güvencesizleştirme ve feminist grev bu sene de kadınların gündemindeydi.
  • Feminist mücadelenin hayvan özgürlük mücadelesi ve gıda mücadeleleri ile kesişim noktaları da bol bol tartışma ihtiyacı duyduğumuz konular oldu. Yaşadığımız çevre ile kurduğumuz ilişkinin yalnızca tahakküm ilişkisinden ibaret olması eleştirisi tartışmalarımızı şekillendiren eleştirilerden biri oldu. Aynı zamanda bu alanda yeni kooperatif örgütlenmeleri ile tanıştık. [8]
  • Türkiye’de erkek şiddeti konusunda kadın dayanışmasının en önemli kurumlarından biri olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 30. Yılını kutladık. Bunun yanı sıra, müslüman feministler örgütlendiler ve Türkiye’nin ilk müslüman feminist  kadın derneği olan Havle Kadın derneğini kurdular.[9] Mersin’de de aramıza yeni bir kadın derneği katıldı. Mimoza Kadın Derneği bize güç verdi. [10]
  • Ve bir de feminist edebiyat ve cinsiyetçi dil farkındalığı alanındaki gelişmeler var: Cinsiyetçi dile karşı 2020 yılı boyunca  artan bir farkındalık gözlemledik. Reklamların cinsiyetçilik konusundaki kısmi dönüşümleri, medya eleştirilerinde yıllardır dile getirdiğimiz kimi alışkanlıkların farkındalığa dönüşmesini izledik. Dünyayı kadınların bakış açısı ile bize aktaran feminist edebiyat alanı da yine yıl içerisinde genişleyen ve çeşitlenen bir seyir izledi.  Her ne kadar ekonomik sebeplerden ötürü Türkiye’deki iki feminist yayınevinden biri olan Ayizi Yayınevine bu yılın başında veda etmiş olsak da (diğer yayınevi; Güldünya yayınları) 2020 yılı,  kadın edebiyatçıların yükselişini izlediğimiz bir yıl oldu. Feminist literatür de bu yıl içerisinde zenginleşmeye devam etti. Simone De Beauvoir’in kült eseri İKİNCİ CİNS feminist bir kadın tarafından yeniden çevrildi ve bizlere ulaştı.[11] Sayısız feminist metin yayınevlerinin programlarından basılarak hayatımıza girdi. İletişim Yayınları tarafından Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce serisinin 10.cildi FEMİNİZM başlığı ile raflarda yerini aldı.[12] Praksis dergisi bu yıl içerisinde 2 farklı sayısını Kadın Emeği teması ile çıkardı. Bizler de hepsini keyifle takip ettik.

Velhasıl 2020 bol mücadele, bol tartışma, bol dayanışma ile geçti. Rüzgar feminizmden ve kadınlardan yana esti. Umarım 2021 yılı da umut ve kazanımlar ile geçer.

[6] Daha detaylı bilgi için; https://www.catlakzemin.com/terf-tartismasinin-arka-plani-konu-nasil-soyunma-odasi-oldu/

[7] https://www.catlakzemin.com/8m2020-feminist-gece-yuruyusleri-her-yil-daha-guclu/

[8] https://www.youtube.com/watch?v=PsmzZHDD6j0 (Mor Sohbetler: ‘Kadınların Kent Tarımı’Mezitli Üretici Kadın Kooperatifi/Solinova)

[9] https://www.5harfliler.com/havle-kadin-dernegi-istanbul-sozlesmesi/

[10] http://www.kadindanhaber.com/mersinde-mimoza-kadin-dernegi-acildi/

[11] https://www.catlakzemin.com/gulnur-acar-savran-ile-ikinci-cinsiyet-uzerine-soylesi/

[12] https://iletisim.com.tr/kitap/modern-turkiye-de-siyasi-dusunce-cilt-10-feminizm-ciltli/9957

Paylaş

İlgili Yazılar